Bu gadget'ta bir hata oluştu

23 Kasım 2012 Cuma

HEMİDE MİS GİBİ....

Ev dediğin mis gibi yemek kokacak arkadaş...Öyle oda parfümleri 3 dakikada bir fıııst diye o yapay kokusunu salmıycak ortaya...
Kavrulmuş soğan,sarımsak kokacak...Mercimek çorbası,bulgur pilavı hatta arnavut ciğeri kokacak ..Baharatları tanımaya bu yemekte başka neler var acaba diye bilmeye  çalışacak eve giren...Köri,kimyon,kekik kokacak ortalık...Nane,karabiber _ama tane olacak sen çekeceksin değirmende _ adını yeni öğrendiğim ama ezelden beri en sevdiğim poy kokacak ortalık...Giren dayanamayacak tok olsa da acıkacak bu kokular karşısında...Ve sen bunu eve gelenin yüz ifadesinden anlayacaksın zira önce gözler birkaç saniyeliğine kapanacak ve normalin dışında alınan nefes biraz daha derinlere çekilecek...İşte bu mutluluk olacak,yapılan yemeklerin tadılmadan ne kadar güzel olduğunu kanıtlayacak çünkü :)
Çünkü yemek pişen yer bir ev değil yuvadır bence...Sıcaktır,evlatlar vardır o evde,işten gelmesi beklenen bir eş vardır...Akşam yemeğinden sonra birer kadeh şarap konulup karşılıklı içebileceğin....Yemek yapman gerekiyorsa bir evde yalnız değilsin demektir bu...Çünkü yalnızsan sofra bile kurmak istemez canın,bir tepsiye koyarsın ekmek arası bişeyler geçer televizyonun karşısına yemek yediğini zannedersin...Ama bu sadece kandırmaktır kendini...Düpedüz yalnızsındır ve bunu oturamadığın kalabalık sofradan saklamak istersin...
Öyle işte...Yemek kokacak arkadaş ev dediğin...Hemide miiissss gibi :)

18 Ekim 2012 Perşembe

İşte Öyle Birşey...


Erkek annesi olmak…Nasıl başlasam nereden anlatsam bilemedim şimdi...
Sanıyorum önce  çocuğunun fiziken(gerçi ağzı burnu aynı ben ama..) sana benzemeyeceği gerçeğini kabullenebilmek demektir...
Hayatta bilmediğin bazı seyleri ona öğretmek demektir, örnegin ayakta işemek:))
Çocukluğunda hiç oynamadığın oyun ve oyuncakları ona öğretmek; birlikte araba sürmek, hatta araba marka ve modellerini onunla öğrenmek demektir.Ama daha çok motosikletleri tabi...
Seni çok sevip örnek alırken ona bazı şeyleri neden senin gibi yapamayacağını anlatabilmek,
Daha 2,5 yaşındayken sorduğu “Anne senin pipin nerde?” sorusuna, akla yatkın, makul ve anlayabileceği dilde cevap verebilmek (“annelerin pipisi olmaz”:) demektir.
Oğlunla yapışık ikiz gibi dolaşmak, onun yanında kocana sarılamamak(ki çılgına dönüyor babaya inat gelip öpmeden duramıyor :) ), iş yaparken, telefonla konuşurken, oje sürerken, bilgisayarla birşeyler yaparken, yemek yaparken, gazete-kitap okurken, birileriyle sohbet ederken… Yani onunla birebir ilgilenmediğinde veya onun istemediği birseyle ilgilenirken sırtından kafandan kucağından kolundan bacağından dolanip durmasına alışıp herşeyi bırakıp ona kocaman sımsıkı sarılıvermektir…
Eşin için, hayatında bu kadar çok sevebileceğin başka bir erkek yok diye düşünürken, sana aksini ispatlarcasına çıkıp gelen bu küçük prense deliler gibi aşık olmak, sevgini icinde taşıyamayıp durmadan hüngür şakır ağlamak, koklamaya öpmeye doyamamak, dokunmaya kıyamamak demektir.
Erkek annesi olmak…
İçindeki erkeği keşfetmektir onunla.
Bunca yıldır ‘kadın’ken, bir de ‘erkek’ olmak… ona en iyi dost, en iyi öğretmen, en delikanlı arkadaş, en sert koruma olmak…
Erkek muhabbetleri yapmak, erkek oyunları oynamak, erkek jargonunu anlamaktır.
İstediği zamanlarda kadın ruh haline geri dönüp ona kadınları anlatmaktır;)
Erkek annesi olmak…
Güzeldir işte, onunla büyümek onunla güzelleşmektir,
Ve fakat sanıyorum en kötüsü olgunluk, ergenlik, ‘erkeklik’ evresinde sarılıp öpememek, uzaktan sevmektir.Sanırım bu zamanları babaya sarılıp geçireceğiz,mecburen tabi... :)
Çapkınlıklarıyla, erkeklikleriyle, güçleriyle, sünnetleriyle, askerlikleriyle ve hatta pipileriyle gurur duyulan erkek egemen toplumlarda çoğu zaman prestij, ölüm-kalım meselesidir maalesef:(
Erkek annesi olmak…
Dünya güzeli bir kıza yapılan anneliğin ardından bildiklerini unutup yeniden başlamaktır işe en başından hemde hiç aynı olmadan...

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Çalışmıyorum...mu acaba!!

Bana ne iş yapıyorsun diye soranlara çalışmıyorum cevabı yerine 'çocuklarımı büyütüyorum' diyorum...Yanlış mıyım düşünüyorum! ASLA...Efe ile kağıt kesme kitapçığından oturup pür dikkat kağıt keserken en önemli bilimsel çalışmaları yaparcasına dikkat sarf ediyorum çünkü...Azra'nın ödevlerine yardım ederken öğrendiklerini ve unuttuğumu sandığım bir çok bilgiyi sanki öğretmenmişcesine sabırla tekrar ediyorum çünkü...Yada onlara yemek hazırlarken en büyük MASTER ŞEF bile benim yanımda fos kalır...Onları banyo da yıkamak hele ömrümün en zor ama en zevkli kısmı...Ya ayakları kayarsa da tutamazsam küvetin içinde onları,ya kafalarını vururlarsa bi yere!!Ama bu arada Azra sabunlanırken nasıl gıdıklanıyor ve gülüyor ölüyorum onunla gülerken :) En sonunda dayanamayıp sabunu onun eline veriyorum,kendi işini kendi yapsın diye!(Yalan gülmemek için daha fazla yoksa banyo faslı bitmicek :) )
Garip ama sanki biterse ne yaparım bunca hengame kafama takılıyor arada bir!Oysa ne kadar çok istiyorum her gün gidip bir binada her maaşlı işçi yada memur gibi çalışmayı...Sonra koştura koştura eve dönüp sofra hazırlamayı,ardından yorgun ama sanki daha mutluymuş gibi yukarıda yapmaktan zevk alarak anlattığım bütün o işleri (!) yeniden yapmayı...
Acaba diyorum,o hep kıskandığım,topuklu ayakkabıları ile deli gibi hemde hiç sallanmadan sekmeden koşturabilen o muhteşem kadınlar benim kadar becerikli mi annelik konusunda? Sahi o topuklular ile koşturamayan(ne koşturması yürümeyi bile beceremeyen ) tek anne ben miyim? Nolur bana yalnız olmadığımı söyleyin nolur.....
Annelik her zaman toz pembe değil galiba,ya topuklu ayakkabı üzerine yapıcam masterı yada kağıt kesme üzerine..
Biraz düşünmeliyim sanırım.........

20 Haziran 2012 Çarşamba

Safinaz'a...

Anlayan anlasın bunu zaten herkesin anlamasını beklediğim bir yazı değil...Asla da olamaz!En yakınımdaki canım bile anlamadı ki beni...
Neyimiz varsa sattık üstüne bir sürü borç aldık belki,kimseye söylemedik gizli saklı aldık söylediğimizde bir sürü azar işittik belki,dükkanda rafımıza koyacak malımız kalmadığında bile vazgeçmedik belki,bankaya ödenmesi gereken son taksitinde 3 liramıza kadar son paramızı bulmakta zorluk çektik belki,şerefsizin biri yüzünden sigorta şirketi perte çıkardığında bile bırakmayıp verilen tüm parayla yeniden yaptırıp yeniden yollara çıktık belki,ağustos ayında Abant'a kadar gidip yer olmadığı için sadece gölün yanında fotoğraf çekip geri döndük belki,defalarca Bozcaada'ya gittik belki,kamp kurduk hayal kurduk manzara seyrettik belki,sarhoş binip bi taraftan binerken bi taraftan düşmek üzereydik belki,virajda yan yatmayı öğrendik belki,arabalara teğet geçip neredeyse ölüyorduk dedik belki,araba sahip olmayı deneyip olmayınca yalvar yakar geri aldık belki,forumlarda kendimizi tanıtırken şablona biz 5 kişilik bir aileyiz,bir oğlumuz bir kızımız birde motorumuz Safinaz var yazdık belki,festivallere 3 değil 4 kişi gittik belki!!!!
Yapar mı yapamaz mı derken insanlar elimizde patlamasını beklerken ütülü çarşaflarımızı dükkana indirip vidasına kadar açtık,gece yarılarına kadar uğraştık sonra topladık ve yine çalıştırdık belki....Herkese herşeye rağmen....
Kadınlar yüksek cc li motorları sevmez diye genellemelere sokulup onlar zaten hep duygusaldır zaten diyerek sanki çocuk kandırırcasına alışır merak etmelere cevap vermiş oluyorum sanırım!!!Yüksek cc li makine nedir gayet iyi bilirim,mesela çok severim 1200 ADV yi,severdim daha doğrusu!!!Ama ben onun için bile satmazdım onu,çünkü senin için artık F 650 olan benim için hala SAFİNAZ!!!Sen öğrettin ama sen unuttun!!!Ben unutmak istesemde unutamayacağım...Herşey tork herşey yüksek cc herşey makine olmuş,ama ben 650 cc den de 4 silindir olmamasından da,sesinden de arkasında kulağımda müzik elimi kolumu sallaya sallaya en önemlisi ZEVKLE seyahat etmektende çok mutluydum memnundum!!
"Unutmak mı? Delisin..." Özdemir Asaf demiş ama sanırım benim için senin için söylemiş!!
Artık yoksun ne fayda!!Sana ihanet edemem,gözüm hiç görmek istemiyor onu!!İnmedim de görmek için dükkana,her gördüğümde ağlarım biliyorum çünkü!Yada her görmediğimde!Her aklıma geldiğinde ağladığım gibi....Benimdin,kırmızımdın,Safinazım'dın...Özledim....

















7 Haziran 2012 Perşembe

İstemiyorum Ama Ya!!

Yaz geldi!Sıcak...İstemiyorum arkadaş sevmiyorum zorlamı!?Yapış yapış gezmektense üşüyüp üstüme bişeyler almalıyım,terleyerek denize girmektense sıcak suda ısınmaya çalışmalıyım!Peki neden? Çünkü ben zaten sıcak kanlı bir insanım ve yeterince sıcağım ekstra sıcaklığa hiç ihtiyacım yok :) Ne manasız bir birleşim bu ne ego bu ne öz güven arkadaş :)
Hava ısınınca insanın canı bir sürü şey yapmak ama aynı zamanda onların hiçbirini yapmadan bütün gün yatmak istiyor sanırım..Bir bezginlik bir bıkkınlık!!Mesela Azra sultan az önce geldi 'anneee karpuz yiyebilir miyiz ? ' diye sordu..Hazırlamaya niyetlendim 'yok yok biz balkonda baloncuk yapalım en iyisi ' dedi.. İtirazım yok :) Ama sonra geldi 'Ya da anne biz internetten ödev mi yapsak ' dedi,ne sabırlıyım ses etmedim ama ' anne ya biz sulu boya resim yapalım daha güzel ' dediğinde YETEEEERR diye ufak bir nida attım,yada atmak istedim onu bile atasım gelmedi :) Çünkü bunların hepsi tam 4,5 yada 5 dakika içerisinde oldu! Annelik zor zanaat arkadaş...Hele birde aklında bu varsa!!!
Yada bumu desem ? 
Yok yok en iyisi bu :)

Sanırım sıcaktan oluyor bunların hepsi,demiştim istemiyorum sevmiyorum diye,bu havalar alıyor benim aklımı başımdan isteğimi içimden hevesimi kursağımdan :) 
Uyusam mı be acaba ya!!

27 Nisan 2012 Cuma

Susun Lütfen!!

Ben ki konuşmayı çok seven,saatlerce sebepli sebepsiz cümleler kurabilecek kapasitede biriyim...Yada öyleydim!!Ki bunun ispatını lise yıllarımda yaklaşık 4 yıl radyoculuk yaparak kanıtladım..Hafta içi hergün saat12-14 arası yayındaydım ve cır cır anlatıyordum..Ne kadar çok anlatacak şeyim varmış arkadaş!Bundan yaklaşık yarım saat kadar önce elimdeki dantel motifini bitirip yazı yazmaya karar verdiğimde nedense bitmek bilmedi o motif..Nedense??Aklıma düştüğü andan itibaren bitti bütün konsantrem!Vızır vızır harfler sonra kelimeler sonra cümleler gezdi durdu beynimde...Ama sessizce..Evde herkes yattı!Artık havada sıcak ya camlar açık televizyon kapalı,ışığın biri de söndürüldü loş ortam...Allahımm!!Bu nasıl güzel birşey..Dedim ya ben ki konuşmayı severim ama sessizlik...Bambaşka birşey bu.Sıkıldım konuşmaktan,herkese bişeyler anlatmaya çalışmaktan..Belki çok erken ama yoruldum aslında!Ama durup düşünüyorum sonra,yazarak da konuşmuyor muyum aslında?Sessizce geziyolar ya aklımda hani cümleler,yalan!!!İçerdeki gürültüyü duysanız tahammül edemezsiniz...Her daim aklım dolu ama dilimi döndüresim yok hiç!Belki etrafımda konuşan iki cırcır böceği var diye artık,ki onlar fazlasıyla konuşuyorlar! :) Belki alttan üstten yandan gelen çok fazla ses var diye hayatımda! Yada belki diyorum anlattık da noldu bunca zaman?Artık böyle konuşsam,ben yazsam okuyan okusa,anlayan anlasa,anlamayan çok da....umrumda :)
Dilim değil elim işledikçe konuşmuyormuş gibi hissediyorum kendimi,sesliğin de tadını çıkarıyorum böylece konuşmanın da..Sadece bilgisayarın tuşlarına bastığım için çıkan çıt çıt sesler var..O bana fazlasıyla yetiyor!Ne güzel bir melodi o..Az önce Efe uyandı ve annecim su içebilir miyim birde çok çişim gelmiş onu da yapayım dedi :) Eklemeden geçemedim...Küçücük leblebi parmakları çıplak,çorapsız olduğu için taşlarda şıp şıp etti ya o ses de çok güzeldi hakkını yiyemem :)
Offf çok konuştum sanırım :)Sahi duyabiliyor musunuz sesimi?

7 Nisan 2012 Cumartesi

Nasıl Bişey??

Aşk nasıl bişey diye sorsalar derim ki,bir koku...Ama ne koku!!Yemek kokusu,çiçek kokusu yeni kesilmiş çimlerin kokusu yada yağmur sonrası toprağın kokusu değil....Onun saçlarının kokusu,boynunun kokusu..Ekşimiş gibi olsa da :)Avuçlarının kokusu...Her zaman böyle mi kokacaklar acaba yada aşk hep böyle güzel kokular mı olacak bilemiyorum!Büyüdükçe seyredip öğrenicem sanırım...Belki ilerde aşk;onun mutlulukları yada başarıları olacak...Belki can acıtacak ama mutlu bir halde evden ayrılması olacak...Sadece ziyaretlere geleceği ve kendine ait bir hayatının olduğu zamanlar olacak belki de aşk..Kocaman gözlerine bakınca,bazen üzdüğüm bazen kızdığım için dahada kocaman olan gözlerine,içimi eritmesi aşk...İstediği birşeyi yapabildiğim zaman şimdilik eksik dişleriyle gülümsemesi aşk!
Görmemiş fark etmemiş gibi yaparak aslında en güzel fotomodelden bile daha da güzel verdiği pozlar...
Sanki 40 yıllık hayatı varmış gibi,benim bile son dönemde çıkan şarkıları benimle birlikte mırıldanması....(Anaaasoooonn kokarkeeenn sofrallaar yaşlandırıyoorrr seni aynaalaaarr :)) )
Dedim ya AŞK...Onun yüzündeki kelebekten,onun gözündeki ışıktan,onun saçındaki kokudan,onun duruşundan,onun...Aşk ilk ondan başladı...Bana sorarsanız,aşk...İşte onun gibi birşey :)

27 Mart 2012 Salı

Özledimmmm....

Ben anneannemi çok özledim!Ama çok özledim anlatılacak gibi değilde işte anlatmaya çalışıcam,gerçi neden anlatmaya çalışıcam onu da bilmiyorum...Yok yok biliyorum ya,çünkü ben...Utanıyorum ve içim çok doldu...8 sene oldu o bizi bırakıp gideli yada şöyle düzeltmeli..8 sene oldu dinlenmeye karar vereli!!Çünkü ben onu tanıdım tanıyalı yani kendimi bildim bileli o hep yorgundu!Çünkü çok uğraşırdı...Şimdi detayları yazmaya gerek yok ama yorulurdu işte :)
Çok özledim onu herşeyini...Ona kalmaya gittiğimde gece tuvaletim geldiğinde (tuvaleti bahçede olduğu için gece çıkmaya korkardım) onu her seferinde uyandırırdım ve o bir kez bile demedi öff yada başka bir nida!! Hadi annem gidelim derdi hep...Beklerdi bahçe kapısında!!!Yine ona kalmaya gittiğimde akşamları otururken 'çekirdek alalım mı bakkaldan 'derdi,sırf benim canım sıkılmasın diye!!
'Acıktın mı,akıtma yapayım mı annem' derdi hep...Çok güzel olurdu akıtmaları...Ben pazar günleri çocuklarıma akıtma yaparken ocağın başında ağlarım hep...
Camın önünde oturur çetik örerdi hep..Küpeli çiçekleri vardı camın önünde kırmızı kırmızı!!!
Kurbanda koyun kıymasında köfte yapardı mis gibi!!Maşıngada ekmek kızartırdı üstüne sıvıyağ dökerdi birde karışık baharat!
Evin önüne oturur pazardan geldiğinde yemek için hazırlık yapardı kapıda!Gelene geçene laf atardı ama sadece tanıdıklarına...
Ama en çok aklımda kalan.....
KOLTUKLARINIZI KIRMIZI ALIN TAMAM MI???
Birde...
Annemle onu ilk ve son kez yıkadığımızda gözümün içine bakıp
'Allah razı olsun' demesi...
Ve ben utanıyorum...
O gideli (dinlenmeye)tam 8 sene oldu ama ben 1 kez bile gidemedim  mezarına..............
Gitmedim yada...
Çünkü o gitsin istemedim hiç,Efe'yi görsün istedim Azra'yı görsün evime gelsin kırmızı değil ama kiremit rengi koltuklarımı görsün...
Çok özledim...

16 Mart 2012 Cuma

Bozdum kendimi...

Ya ben bu işi fazla ciddiye aldım yada gerçekten kafayı falan yedim...Yazıcam diye bozdum kendimi,akşamları yatağa girdiğimde kelimeler uçuyor önce gözlerimin önünde sonra onlar birde utanmadan cümlelere paragraflara dönüşüyor birer birer...Üşenmesem kalkıp açıcam bilgisayarı ama elimde kitabım(AŞKNAME)gözümde gözlüğüm yanımda fosurdayan sıcacık yatan kocam kuşum beni nedense vazgeçiriyor bu düşüncemden...Resmen üşeniyorum yani başka adı yok bunun :) Ama öyle bir şey fark ediyorum ki o an,elimdeki kitabı okuyorum da...Aynı paragrafı 50 kez falan ..!!Yalan yani düpedüz yalan..Okuyorum sanıyorum okumuyorum çünkü aklım yazacaklarımda!Neler geçiyor aklımdan neler...Acaba yaptığım yemeklerden yazsam mı benden kitap yazarı daha doğrusu Emine Beder gibi yemek kitapları yazarı olurmu? Hahhhaa neydi onun imzası S.EMİNE BEDER..Ahanda işte bende A.SEHER ÖZTÜRK :) Adım müsait arkadaş yemek kitabı yada en azından şimdilik blog yazarı olmaya!Yemek yapma becerimde var Allah'a şükür..De!!! Ne dedik başlıkta kocaman puntolarla 'MOTORCU ANNE'...Yemek,kitap,hobi,ev işi hatta el işi çoluk çocuk tamamda benim asıl istediğimi en çok bi şarkı anlatıyo sanırım...


'Hadi kalk gidelim hemen şu anda'(Nereye gidiyosun arkadaşım 2 çocuk var evde kime bırakıcan bi organize ol bakalım önce!)
'Kapa telefonunu bulamasın arayanda'(Haydaa buyur burdan yak,çıldırsın Baba Duru arayıp bulamayınca ee çocuklar orda,arada arayıp nabız yoklamak lazım ama!)
'Açarız radyoyu yol nereye biz orayaaaaaa' (Yaav tamam yol nereye biz oraya da biz navigasyon cihazıyla kaybolmuş insanlarız Allah muhafaza yani!!!)
iyi gelmez mi hiç deniz havası
bir göz oda bulur sokarız başımızı
bir de koyarız iki kadeh
kafa nereye biz oraya 

(Bak işte buna dicek lafım yok agaaa hele ki o 2 kadeh sonrasında kafa giderse _ki ben artık pahalıya mal olmaya başladım_offff diyorum arkadaş...)
Yani uyku gider yol bitmez :) Aman uykularım sizin olsun ben yeter ki yazayım anladım!


Dibin de notu :D = Ahanda buraya yazıyorum herkesler görsün ben bu şarkının klibini bigün kocamla çekmezsem EMİNE BEDER olayım :)

15 Mart 2012 Perşembe

Susmak Nedir?

Susmak bence bir cümlenin bekleyişidir çünkü susup dinlendikten ve dinledikten sonra gelecek cümle daha dinçtir,dinamiktir yani...Çok konuşunca sanırız ki yorulan biziz ama biz değil 'cümle alem' yorulur!Yormamak lazım cümleyi;)
Hem bence susmak bir atasözünde olduğu gibi-sakla samanı gelir zamanı-söyleyecek sözümüz kalmadığı zamanda cümle biriktirmeye  faydalı olabilir...Olur da darda kalırsanız,söylenecek söz kalmadığında söz söylemektir belki de susmak..Hem ne demiş bir düşünen amca(sanki biz düşünemiyoz anasını satiim) 
'Söylenmiş her cümle yere düşen bir yapraktır!'
Vay arkadaş:) Ağaçlar ne çok konuşuyorlar o zaman,hele ki sonbaharda.Sonra onlar da susuyorlar işte ilkbahara kadar,yeni cümleler gibi yeni yapraklar biriktiriyorlar! Demek ki bahar geldiğinde yeni yeni yeşermişse bir ağaç bilin ki zamanında susmayı bilmiştir!
Şimdi benim susma vaktim yeni cümleler biriktirmek için deyin isterseniz,isterseniz söyleyecek sözü kalmadı isterseniz eli kolu yoruldu klavyede!
Sustum işte ;)

13 Mart 2012 Salı

Bişey Yapmalı...

Evet ama ne...Yapıyorum da aslında hatta belki de fazlasıyla..Ben ne garip bi insanım durup düşündüğümde..Meselaaa...Evet anneyim ama bu yetmemiş anlaşılan yada belki de çalışamıyor olmanın bende yarattığı bir sorun olsa gerek fazla şeyler yapmaya çalışıyorum. Her gün deli gibi yemek yapabilirim örneğin hatta o kadar çok seviyorum ki daha dün akşam hazırladığım rakılı mezeli sofradan sonra dedim zaten eşime(zuzuma) benim yapmam gereken şöyle 10-15 masalı küçük bir mekan açıp her gün taze mezeler yemekler yapmak...Ne büyük bir zevk bir şeyler yapıp başkalarına sunmak!Sonra ne yapıyorum,sosyal medya yı takip etmek ayrıca bir iş olmalı tabii..Bunun Twitter'ı var facebook'u var google plus'ı var motosiklet forumları var ha birde şimdi blogu var...Hepsinde aktif olmak zevkli ama hakkını vermek lazım :)Bu kadar mı peki..? Asla..Gariptir,dantel yapıp satan aynı zamanda bir 500 parçalık puzzle bitirip şimdi 1000 parçalık olanına başlayan,okul ve ev arasında mekik dokuyan,dövmelerini seven,kulağının birinde kırmızı şarap şişesi diğerinde şarap kadehi figürlü küpeleri ile okul velileri ile günlere katılan,geceleri 3 sayfa da olsa kitap okuyan_ki şu aralar deli gibi Tebrizli Şems'e takmış bulunuyorum_,Okan Bayülgen seyrederken gaza gelip ona tweet atan vee en güzeli de her fırsatını bulduğunda artçı olarak da olsa kocacığıyla motoruna_safinaz hanım_  atlayıp geziler yapan çadır kuran....
Ama son söze gelmeden şunu da demek lazımdır ki ;
Başarı bir işi %100 katlamak değil, 100 işi %1 bile olsa ilerletmektir.
Okurken yoruldum arkadaş bi durup dinlenmek lazım ;)

12 Mart 2012 Pazartesi

                                                       Hadi başlayalım bakalım...
Hani herkes ilk başladığında ne yazacağını bilemez de sonra arkasına dönüp baktığında sayfalar dolusu yazmıştır ya...Umarım bende aynısını yaşarım...Hep istemişimdir herkese hitap eden şeyler yazayım aslında fazla da kitap okurum,yani kelime dağarcığım da geniştir...Ayrıca hitap gücüm de olduğuna inanıyorum da gel gelelim bu iş biraz daha zor sanki..O zaman bu sadece bir başlangıç olsun,sonrasında_ eğer gelirse tabi_yorumlara göre yön verir değerlendiririz gidişatımızı...